Burada, sizin en çok "tuttuğunuz" yazıların listesi var.
Yayın sırasına göre bu aralar | Bugün | Bu hafta | Bu ay | Tüm zamanlar | (2007 yılının en çok tutulan yazıları) yeni

Rus fizikçi Léon Theremin, mevcut radyo bandından daha geniş radyo bandında yayın yapan bir radyo geliştirme üzerine çalışırken elektromanyetik dalgaların fiziki hareketlerle kontrol edildiğini farkeder. Bu çalışması üzerine yoğunlaşarak 1919 yılında ismine kendi soyadını verdiği Theremin aletini geliştirir.

Karıncaya verdim bir kez yürek yükümü, "Ne yaptı?" bilmem, belki tüketememiştir bile. Şimdiye mevsim çoktan döndü, bak, yine de yakın gibi durur o günkü güneş. Şu hafıza denen şey çok garip bir illet be! Ne iyi bir dost ne de esaslı bir kalleş!

Yatakta dönüp duruyordum, işe gitmek için kalkmama daha çok vardı, ama bir kere odaya giren huzursuzluk havası tüm oksijenimi tüketmiş, uykumu alıp götürmüştü. Hiç birşey değişmemişti 36 yaşındaydım, hala annesi babası kavga edince yüreği ağzına gelen o küçük kızdan ne farkım vardı? Sadece ne oluyor bunlara hala diyip, cık cıklıyordum, değişen tek şey buydu sanırım..
Kayıp bir kayık,
Kıyılarımda belirdi..
Bir güvercin,
Bana, kanat çırpıyor..
Sevdalı bir bakış,
Gözlerimi arıyor..
Titrek dudaklar,
Aşkı haykıracak..
Ben ise,
Boş bir sepet,
Çiçekleri olmayan..
Sönmüş bir mum,
İpi çekilmiş..
Yalnız bir gitar,
Telleri koparılmış..
Bir şarkı,
Sözleri, unutulmuş..
Bir tango,
kadınsız ve erkesiz..
Bir masal,
Prens ve prenses hep uyuyacak..
Bir aşkı, sana bırakıyorum
Bakışsız, gülüşsüz, dokunuşsuz
Yerine koymaya çalışma
Bu saat, yelkovansız, akrepsiz.
Bana, geç kaldın..

Her zaman gündemde olmasına karşın daha önce pek irdelenmediğini düşündüğüm popüler müzikteki idol olgusu, daha ilk başta bir “tuhaflık”ı kabul etmemizi gerektiriyor: İnsanın, ilk gençlik yıllarından itibaren müziğin büyülü gücü sayesinde, dinlediği müzisyenin etkisi altına girmesi! Tabii bu denli derin bir konuyu incelemek için öncelikle ‘pop’, ‘idol’ ve ‘popüler müzik’ kavramlarını benimsememiz gerek.
Tarih boyunca insanların şifa için kullandıkları ve günümüzde pek tanınmayan 'kudret narı' adlı meyvenin yaygınlaştırılması ve üretilmesi için Sinop'ta çalışma başlatıldı.
Özellikle cinsel gücü arttırdığı belirtilen ve günümüzde 'doğal Viagra' diye de adlandırılan kudret narıiçinçalışmabaşlatan Ziraatçılar Derneği Sinop Şube Başkanı İlyas Çolak, 'cennet meyvesi' olarak da bilinen kudret narı meyvesinin cinsel gücü arttırma özelliğinin yanında mide ülseri, bağırsak iltihabı, kabızlık ve gastrit için 40 gün süre ile tüketilmesi halinde pozitif netice alınabildiğini söyledi.



bu y/amaca erince.
b/ak yüreğine,
dinle/n biraz,
soluklan.
d/al içine.
etraf s/ağır
bir ben, bir sen.
“Sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün…”
Son günlerde hemen her yerde, bu sözler gözüme çarpıyor. Nedenini bilmediğim bir şekilde beni hüzünlendiren, içime tarifsiz bir sızı salan bu satırların Çağan Irmak’ın son filmi “Issız Adam” a ait olduğunu öğrendim. Ve sırf bu satırların bende bıraktığı etki sebebiyle dün akşam filmi izledim.
Yakışıklı olmayan ama karizmatik Alper ile Güzel olmayan ama çekici Ada’nın aşk hikayesinin çarpıcı anlatımı...
Bir aşk bu kadar mı güzel, bu kadar mı sahici, bu kadar mı dokunaklı anlatılır ya rabbim?
Hiçbir tanıtım, reklam yapılmamasına karşın “Babam ve Oğlum”a yakın oranda izleneceğine eminim “Issız Adam”ın.
İyi bir film izleyicisi olduğum halde son zamanlarda bu konuya yeterince zaman ayıramadığımı fark ettim. Tek aktivitem Lost ile sınırlı kalmıştı. V for vendetta gibi bir filmi bile şans eseri izlemiştim ve eminim ki bu kalitede çok olmasa da bazı filmleri kaçırmıştım. Böyle kaliteli bir sitenin üyelerinin de kaliteli olacağı düşüncesi sizlere sorma ihtiyacını doğurdu. Plajda, Recep ivedik, Maskeli Beşler tarzında filmleri yazmayacağınızdan emin bir şekilde yardımlarınızı bekliyorum. İzlediğim ve beğendiğim filmlerin bazılarını burada paylaşayım.
Kahve dünyası ismi vermişler bir cafeye ne zaman yanından geçsem o diktikleri kocaman kağıt bardak çok iğreti gelir ve biri bunlara kartondan kahve içmenin hiç cazip olmadığını anlatması gerekir diye düşünürdüm. Ama bu sefer yanından geçerken hep alışkanlık ettiğim üzere her tabelayı okuyan gözlerim bu sefer kahpe dünyası diye okudu tabelayı evet, bu dünya kahpeydi.. Gülerek devam ettim yoluma, eve giden yola saptığımda hep bu yolun ıssızlığını sorgulayan zihnim, ağaçların birbirine selam verircesine eğilen dallarına takıldı kaldı, sessiz dedim çok sessiz bu sokak... Yolun her iki yanında oldukça büyük ağaçlar vardı ve sık aralıklarla dizilmişlerdi, bu yolu seviyordum, hele son zamanlarda eğer süpürülmemişse düşen yaprakları çiğneyerek yürümek çok hoşuma gidiyordu, bazen hafif bir rüzgar ile saçıma düşüveren sararmış yaprak benim o gün için uğurum oluveriyordu.. Sessiz dedim, çok sessiz bu sokak, böylesi ağaçlı sokaklar öyle az ki ve buranın ahalisi bunun tadını neden çıkartmıyor.. Buraya taşındığım günden beri kimseler ortada gözükmüyor, işe gelirken giderken, haftasonu yürüyüşe giderken kimseleri göremiyorum.. Buraya taşınmamın sebebi bu sessizlik ve bu kadar çok ağaç olmasıydı, ağaçları hala çok seviyorum ama bu insanlar nerede?