Küresel ısınma hayatımızın kabul edilmiş bir parçası haline geldi. Etkisi yaygın bir ekolojik felaketten daha ciddi olabilir ve hatta türlerin yok olmasına ve de kıtlığa sebep olacak bir etki de yaratabilir. Sera gazlarından birisi olan karbondioksit (CO2) dünyanın ısınmasına katkıda bulunmaktadır. En büyük karbondioksit vericileri durumunda ise şu anda enerji santralleri olarak görülmektedir. Bunu söyleyen Skyonic şirketi; her yıl 2.3 milyar ton CO2 salınımı yaptıklarını belirtiyor ve bu rakam Amerika'da bulunan arabaların atmosfere saldığı 1.9 milyar tonu düşününce gerçekten çok büyük. Pekala Skyonic bu konu hakkında ne yapacak? Karbonat üretecek.


Bugünki keşfimiz, yurdumun şirin illerinden Manisa'dan. Manisa'da 2. Manisa Tarzanı olarak adlandırılan bir beyfendi var. Biliyorsunuz 1. Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi'dir. Ahmet Bedevi, ağaç dikmenin kutsal bir iş olduğuna inanıyordu. Cumhuriyet döneminde Irak'tan Manisa'ya gelen Bedevi; Manisa'yı yeşillendirmek için var gücüyle çalışmıştır. Kısa şortları, saçı ve sakalıyla özgün bir portredir. 2. tarzanımızın da ondan aşağı kalır yanı yok. Hafta içi cerrah, hafta sonu ise tarzanlık yapıyor. Biraz uçuk, biraz deli, çevreci, küresel ısınma karşıtı. Hafifçilerin seveceği bir isim, Doktor Fahrettin Er. Fahrettin Er son projesi dolayısıyla keşifte arz-ı endam ediyor. Kendisi meyvelerin çekirdeklerini kurutarak, Spil Dağlarına serpiyor. Sonra meyve çekirdekleri, tropikal ormana doğru yelken açıyorlar. TEMA Vakfı ve Manisa Belediyesi'nin işbirliğiyle yapılan projenin ismi "Her Çekirdek Bir Ağaçtır"
Aksiyon Dergisi'ndeki röportajında şunları söylemiş: Yediğimiz bütün meyvelerin çekirdeklerinde bir ağacın olduğunu belirtmiş. Önerisi son derece basit ve uygulanabilir; çekirdekler belirli yerlerde toplanıyor ve sonra bunlar dağlara atılıyor. Atma işini gönüllüler ve yamaç paraşütçüleri yapıyor. Toprağa rasgele bırakılan her on çekirdekten biri mutlaka tutuyor. Çekirdeklerin tutma süresi 1 yıl. Hesabı da şöyle yapmışlar. Spil Dağı'na 1 milyon çekirdek atarsak, bunların en az 100 bini meyve ağacı olarak geri dönecektir.

Biyofili şurada da tanımlandığı gibi yaşama ve yaşayan sistemlere duyulan sevgidir. İlk kez Erich Fromm tarafından kullanılmış olup, "canlı ve yaşamsal olan şeyler tarafından cezbedilme yolundaki psikolojik saplantı" olarak ele alınmış daha sonra da Harvard Üniversitesi'nden Edward Wilson tarafından "insan varoluşunun bilinçaltından hayatını devam ettirme ve yaşamsal bağlantılar kurma çabası" ile ilişkilendirilmiştir.

Bu soğutucunun mucidi Mohammed Bah Abba, bir Afrikalı. Afrikalıların geleneksel metodlarından ve termodinamiğin ikinci yasasından yararlanmış. Amacını "Basit fizik yasalarından yararlanarak Nijeryalı yoksullara yardım etmek." olarak açıklıyor. Afrika gibi sıcak bir yerde yiyeceklerin bozulmadan kalmasını sağlamak büyük bir sorun. Özellikle herhangi bir soğutma teknolojisinden yararlanamayan yoksullar için.
Yenilenebilir eneji kaynaklarının hangisinin en iyi alternatif olabileceği çok yazılmıştır. Dünya geneline bakıldığı zaman herhangi bir alternatif enerji kaynağının açık ara öne çıktığını görememekle birlikte, ülkelere göre farklı yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygın kullanıldığını görüyoruz. Örneğin:

İzlediğim bir belgesel nükleer enerjisi tahrikli uçaklar üzerineydi. Gerçekten çok ilginç şeyler yapılmış soğuk savaş zamanlarında. Nükleer enerjiyi kullanabilen uçaklar için ne yatırımlar yapılmış. Belgeselde anlatılanlara göre nükleer enerjinin uçaklara uygulanması iki ayrı sistem olarak planlamış. Birincisi kapalı bir çevrime sahip jeneratör ile sağlanması ki bu durum radyasyon yalıtımıyla desteklenecek uçakların çok ağır (pahalı) olması demek. İkinci sistemde ise açık çevrim; nükleer atıklar direkt olarak egzozdan dışarı atmosfere karışması demek. “Geleceğe Dönüş” filmindeki makinist amcanın Türkçe deyimiyle “Yeterli eğim ve ıs sağlandığında ki ben burada cehennem sıcağından bahsediyorum evlat, bu tren saatte 88 mil yapar.”…
Söyleyelim hemen, bulut ormanları dağlar kadar yüksek kesimlerde bulunan ve -bu kadar yüksekte olduğuna göre- havadaki nemden su ihtiyacını karşılayan büsbüyük ağaçlardan oluşur.

Şimdi maddeler sıralansın, şöyle aşağıya doğru:
- Bulut ormanları dağlar arasında bulunur demiştik ve haliyle tropik yağmur ormanlarından daha serindir.
- Bu ormanlarda bilmediğim ne kadar çok hayvan varmış demeniz normal karşılanabilir. Durun size rakam da vereyim, 425 kuş türü var burada, mesela. İsterseniz dinleyin biraz.
Kemerlerinizi sıkıca bağlayın ve koltuklarınıza yaslanın.
Unutmayın koltuklarına oturduğunuz bu uçaklar çok güvenli,
her yıl kafasına yıldırım çarpıp ölen insan sayısı kadar az kayıp
veriyor uçaklar, ya da otomobillerde can verenlerden.
Amerika'da yıl başına uçak kazalarında ölen insan sayısı 600 ve her sene bu sayı giderek azalıyor.
Yıldırım çarpıp ölen insan sayısı yılda yaklaşık 500.
Araba kazalarında sadece Amerika'da yılda 40000 kişi.
En azından istatistikler böyle söylüyor...
İnsanoğlu açığa çıkardığı atıkları yaktığında bütün zararlı maddeleri ortadan kaldırdığını düşünme gafletine düşebiliyor malesef. Bu yanılgının sonucu olarak da atık yakma tesislerini geliştiriyoruz bir güzel. Fakat bilimsel çalışmalar gösteriyor ki atık yakma sonucu ağır metaller, dioksin, furan, HCB, PCB gibi son derece ve tehlikeli ve ölümcül maddeler atmosfere ve toprağa karışıyor. Stokholm Konvansiyonu ile açığa çıkarılması yasaklanan ve kalıcı organik kirleticiler (KOK) olarak adlandırılan bu maddeler canlı bedeninde birikerek gelecek nesillere geçebiliyor. Atmosferdeki hareketlerle kaynağından çok uzaklara taşınabiliyorlar. Öyle ki sanayileşmenin sıfır olduğu kutuplarda yaşayan hayvanların dahi yağ dokularında rastlanabiliyor artık bu zehirli kimyasallara. İşte bu ölümcül zehir yuvalarının yasaklanması/ durumlarının iyileştirilmesi için uzun yıllardır mücadele eden bir grup var. GAIA (Küresel Atık Yakma Karşıtı Birlik-Global Anti-İncinerator Alliance) tüm dünya üzerinde 50 den fazla ülkede bireylerden, akademisyenlerden ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan üyeleriyle beraber yaklaşık 6 senedir kampanyalar yürütüyor.
Çamuru küçümsemeyen ve çevreyi seven bir proje bu. Anlatalım hemen.
1) Çamurun içinde olan ve toprağın sevmediği risk faktörleri uzun işlemlerle bertaraf edilir. Yeni hali artık biyokatı formundadır ve çamur olmaktan çıkmıştır.
2)Sonra kolza ve aspir gibi bitkiler seçilir ve bunlar büyürken yeni biyokatı, gübre olarak kullanılır. Böylece bu bitkiler epeyce ve sağlıklı beslenmiş olur.