Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "anti-paparazzi el çantası"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

doğa hakkındaki yazılar:

sadece ön sayfa yazıları gösteriliyor, tümünü görmek için tıklayın
tuttum
31

Dyatlov Geçidi'nin Esrarı - 2

Bir önceki yazının sizleri meraklandırdığını biliyorum, ancak emin olun Rus polisi de son dört cesetten sonra en az sizler kadar meraklanmıştı. Hastalığından dolayı geride kalan grubun 10. üyesi Yury Yudin şöyle diyordu; "Eğer Tanrı'ya tek bir soru sorma şansım olsaydı bu ‘O gece arkadaşlarıma ne oldu?’ olurdu."

Yury Yudin
Yury Yudin

Araştırma kapsamında ilk keşifte bulunan günlükler ve amatör video kayıtları incelendiğinde (Blair Witch? Cloverfield? REC? Noroi?) ortaya çıkar ki, grup 31 Ocak günü dağlık araziye varmış ve tırmanışa hazırlanmıştır. Dönüş için yiyecek ve ekipmanları için ormanlık alanda bir stok çadırı kurduktan sonra 1 Şubat'ta tırmanışlarına başlarlar. Hesaplarına göre 1 günde tırmanışı bitirip ertesi gece kampı öteki tarafta kuracaklardır. Ne var ki giderek sertleşen hava, kar fırtınaları ve azalan görüş mesafesi bir şekilde onları hedefleri olan Otorten Dağı yerine Mansi dilinde "Ölüm Dağı" anlamına gelen Kholat Syakhl'a götürür. Dağın ismi hariç buraya kadar yaşananlarda pek olağandışı bir durum yok. Kampta bulunanlar buradan sonra ne yaşadıklarına dair bir ipucu vermiyor.

24 ahkam var
tuttum
32

Dyatlov Geçidi'nin Esrarı - 1

Şimdiden uyarmak lazım, yazı biraz ürkütücü. Korku filmlerinde işlenen "vahşi doğanın kucağında bilinmeyen varlıklarla mücadele eden gençler" temasının gerçek yaşamdaki bir örneğine tanık olacağız. Bir grup kayakçı, Ural Dağları'nda geziye çıkarlar ancak esrarengiz bir dizi olay onları deliliğin sınırlarına ve ölüme sürükler. Gerilim filmi konusu gibi duruyor değil mi? Ama bir zamanlar Rusya'yı çalkalayan ve sonradan unutulan bu olay gerçek.

Igor Dyatlov,  Zinaida Kolmogorova,  Lyudmila Dubinina,  Alexander Kolevatov,  Rustem Slobodin,  Georgyi Krivonischenko,  Yuri Doroshenko,  Nicolas Thibeaux-Brignollel,  Alexander Zolotarev. Yolculuktan önce.
Igor Dyatlov, Zinaida Kolmogorova, Lyudmila Dubinina, Alexander Kolevatov, Rustem Slobodin, Georgyi Krivonischenko, Yuri Doroshenko, Nicolas Thibeaux-Brignollel, Alexander Zolotarev. Yolculuktan önce.

27 Ocak 1959 günü Sovyet Rusya'da dokuz genç kayakçı Ural Dağları'nın uçsuz bucaksız eteklerinde 2 haftalık bir tırmanış ve kayak gezisi için yola çıktılar. Aslında 10 kişiydiler ancak bir tanesi sağlık problemleri yüzünden son anda geride kalınca yola 2 kadın 7 erkek çıktılar.

32 ahkam var
tuttum
16

GELİNCİKLER

gelincik tarlası
gelincik tarlası

Gelincikler ana vatanı Asya, Avrupa ve Afrika olan tek yıllık (nadiren iki yıllık da olabilen), gelincikgiller familyasından bitkilerdir. Kıpkırmızı çiçeklerini haziran ortasında açmaya başlar. Haziran sonlarında ve temmuz başlarında aralıklarla büyük gruplar halinde çiçeklenirler ve bu çiçeklenme azar azar da olsa ekim sonuna kadar devam eder. Bir tek bitki 1-400 arası çiçek açar.

30 ahkam var
tuttum
25

BAROK BAHÇE DÜZENLEMELERİ

Kıta Avrupası ve Yakın Doğu’ya ait bahçelerdeki işlevsel düşüncenin estetik kaygıya geçişi ve bunun getirdiği kültürler arası sıçrayış M.Ö 3. bin yıla kadar dayanmaktadır. Sümerlilerin mitolojik kralı Gılgameş eski Babilon’da bahçeler ve meyveliklerle süslenmiş, coşturulmuş bir şehri anlatan ilahiler söylermiş.

Bin yıl kadar sonra hemen hemen tüm Mezopotamya kralları, kraliyet bahçelerinde banketler vererek, yaşlı ağaçların gölgeleri altında değerli konuklarını lüks, konfor ve keyif içinde ağırlarlarmış.

\

6 ahkam var
tuttum
26

Yenilenebilir Enerji Kaynakları

Aman petrol canım petrol diye şarkı bile yaptığımız fosil yakıt kullanımı doğayı daha da ötesi hayatımızı tehdit eder noktaya gelmiş durumda.

\

Burada zaten bilinir durumda olan bu sorunları tekrarlamak niyetinde değilim. Daha temiz bir çevre ve daha yüksek hayat standartları yakalayabilmek için yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak en akıllıca yöntem gibi görünüyor. Bu konuda bir kanunumuz bile var.
Ülkemizde kullanım alanı olan rüzgâr çiftlikleri yenilenebilir enerji kaynaklarının en gözdelerinden biri. Karayel, Keşişleme, Kıble, Lodos, Poyraz ve Yıldız gibi değişik isimler vermişiz bu rüzgâr adını verdiğimiz hava akımına.
Dünyamızda kuzey ve güney yarım kürelerin ekvatora göre daha az ısınması sonucunda sıcak havanın daha soğuk olan yönlere doğru akmasıyla oluşan hava akımlarının hepsine rüzgâr diyoruz.
Maliyeti nükleer ya da fosil yakıtla çalışan tüm sistemlere göre neredeyse bedava denebilecek kadar az olmasına rağmen bu konuda Türkiye’de çok fazla aşama kat edilememiş olması can sıkıcı bir durum. Türkiye’de rüzgârdan elektrik üretilen 3 yer var bunlardan 2 tanesi İzmir Alaçatı’da bir tanesi de Bozcaada’da (Daha başka var mı? Varsa uyarırsanız sevinirim).
16 ahkam var
tuttum
17

erkeği yemek

\

Peygamber devesi

Mantis religiosa

Hamamböcekleri ile aynı takımdandırlar. Diğerleri gibi bunların da erkeği dişisinden küçüktür ve çiftleşme sonrası dişi tarafından öldürülür.

24 ahkam var
tuttum
22

2. manisa tarzanı

\

Bugünki keşfimiz, yurdumun şirin illerinden Manisa'dan. Manisa'da 2. Manisa Tarzanı olarak adlandırılan bir beyfendi var. Biliyorsunuz 1. Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi'dir. Ahmet Bedevi, ağaç dikmenin kutsal bir iş olduğuna inanıyordu. Cumhuriyet döneminde Irak'tan Manisa'ya gelen Bedevi; Manisa'yı yeşillendirmek için var gücüyle çalışmıştır. Kısa şortları, saçı ve sakalıyla özgün bir portredir. 2. tarzanımızın da ondan aşağı kalır yanı yok. Hafta içi cerrah, hafta sonu ise tarzanlık yapıyor. Biraz uçuk, biraz deli, çevreci, küresel ısınma karşıtı. Hafifçilerin seveceği bir isim, Doktor Fahrettin Er. Fahrettin Er son projesi dolayısıyla keşifte arz-ı endam ediyor. Kendisi meyvelerin çekirdeklerini kurutarak, Spil Dağlarına serpiyor. Sonra meyve çekirdekleri, tropikal ormana doğru yelken açıyorlar. TEMA Vakfı ve Manisa Belediyesi'nin işbirliğiyle yapılan projenin ismi "Her Çekirdek Bir Ağaçtır"
Aksiyon Dergisi'ndeki röportajında şunları söylemiş: Yediğimiz bütün meyvelerin çekirdeklerinde bir ağacın olduğunu belirtmiş. Önerisi son derece basit ve uygulanabilir; çekirdekler belirli yerlerde toplanıyor ve sonra bunlar dağlara atılıyor. Atma işini gönüllüler ve yamaç paraşütçüleri yapıyor. Toprağa rasgele bırakılan her on çekirdekten biri mutlaka tutuyor. Çekirdeklerin tutma süresi 1 yıl. Hesabı da şöyle yapmışlar. Spil Dağı'na 1 milyon çekirdek atarsak, bunların en az 100 bini meyve ağacı olarak geri dönecektir.

15 ahkam var
tuttum
22

2 $'lık taşınabilir soğutucu

Adamımız Bah Abba
Adamımız Bah Abba
Yanlış okumadınız, evet, hatta daha ucuza bile malolabilir. Evde kendiniz de deneyebilirsiniz. Tek ihtiyaç duyacağınız malzeme, iç içe konabilecek iki toprak kap, biraz kum ve su. Cehennem sıcakları geliyor. Hazırlıklı olmamız lazım.

Bu soğutucunun mucidi Mohammed Bah Abba, bir Afrikalı. Afrikalıların geleneksel metodlarından ve termodinamiğin ikinci yasasından yararlanmış. Amacını "Basit fizik yasalarından yararlanarak Nijeryalı yoksullara yardım etmek." olarak açıklıyor. Afrika gibi sıcak bir yerde yiyeceklerin bozulmadan kalmasını sağlamak büyük bir sorun. Özellikle herhangi bir soğutma teknolojisinden yararlanamayan yoksullar için.

11 ahkam var
tuttum
25

bu kayalar volta atıyor

meleba kaya, hoşgeldin, geç otur şöyle..
meleba kaya, hoşgeldin, geç otur şöyle..
California eyaletinin Death Valley düzlüklerinden Racetrack Playa adlı eski bir göl yatağında gerçekleşen ilginç bir doğa olay yaklaşık yarım asırdır jeologların aklını kurcalıyor. Kuru ve çatlak bir zemine sahip bu düzlük üzerindeki kayalar belli belirsiz zamanlarda yürüyüp arkalarında iz bırakmayı da ihmal etmiyorlar. Hakkında ortaya atılan teorileri kronolojik olarak listelemek gerekirse;

1. Amerikalı jeolog George M. Stanley'e göre soğuk havalarda kaya çevresinde biriken buz, rüzgarın da etkisiyle kayaları kaydırıyor. Ancak bu teori yüzlerce kiloluk kayalar sözkonusu olduğu vakit tıkanıyor.

19 ahkam var
tuttum
10

Eskişehir ne kadar Eski?

Şeker bayramında Eskişehir’e gitme önerisi geldiğinde “iyi ama neden” dedim içimden. Ama öneri güvenilir yerden geliyordu ve bir gece kalınacaktı. Kısa ama iyi bir kültür gezisi olabilir diye düşündüm. Bayramın ikinci günü, erken saatte yola çıktık ve beş saatlik yolculuğun sonunda Eskişehir’e ulaşmıştık bile.

Yazıyı buraya kadar okuyanlar ve gitmemiş olanlar, açık açık söylemeseler de benimle aynı şeyi düşünüyordur; Eskişehir’de ne var ki? Öncelikle çok iyi bir rehberle başladık yolculuğumuza. Ertuğrul Algan sanat tarihi eğitimi almış bir üniversite hocası. Tüm sorularımızı eksiksiz cevapladığı gibi bize kültür, tarih ve doğa gezisi yaptırdı.
Eskişehir Anadolu Üniversitesi dışında da adını duyurabilecek özellikle sahipmiş. Örneğin Odunpazarı’ndan sonraki ilk durağımız olan Ballıhisar (Pessunus), Frig’lerden kalan anıtlarıyla inançları sorgulatıyordu. Ana tanrıça Kibele’ye yapılan ibadet, rahiplerin kendini adama şekillerini dinledikçe, Muazzez İlmiye Çığ’ın kulaklarını çınlattık bolca. Ballıhisar bu güne kadar çok az kazılmış. Rehberimiz köyün sit alanı ilan edildiğini ve çok kısa bir sürede baştan sonra kazılacağını söyledi. Efes boyutlarında bir antik şehir çıkması bekleniyormuş.
Oradan Sivrihisar’a geçtik. Şirin bir köy. Ama köydeki kocaman Ermeni kilisesine inanamazsınız. Bu boyuttaki bir köyde bu kadar kiliseye gerek var mı diye düşünürken cevabını rehberimiz verdi. 1800’lerin başında 32.000 olan nüfusun 15.000’i gayri müslim imiş ve bunun da 1500 kadarı Ermeni. Bu toprakların nasıl bu kadar yaratıcı olduğunun göstergesi sanki bunlar. Bir zamanlar nasıl da böylesi sevgiyle yoğrulmuş, kardeşlik içermiş bu topraklar. Sonra ne olmuş? Gerçekten sonra ne olmuş acaba – zira yıllarca bir arada yaşayan bu insanlar gittikten sonra ibadethaneleri neden gübre deposu olarak kullanılmış? Bunu anlamak, buna inanmak o kadar zor ki...

51 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu