
Adaya Easter Island ismini, Avrupalı kaşiflerden biri, bir Paskalya Bayramı arefesinde adaya çıkması sebebiyle vermiş. Ancak adanın gizemi, Avrupalılar tarafından keşfedilmesinden çok çok öncesine dayanıyor. Adaya ilk ayak basan Polinezyalı denizcilerin adaya nasıl ulaştığı, aylarca açık okyanusta nasıl hayatta kaldıkları bir sır, adayla alakalı çok sayıdaki gizemden sadece biri.
İlk yerleşimciler hızla evler ve köyler inşa etmeye başlamışlar. Elips şeklindeki bu ev inşa tarzının, adaya ilk gelenler tarafından ev ihtiyacını en pratik şekilde karşılamak için teknelerini ters çevirmek suretiyle ortaya çıktığı sanılıyor.

Sultan 2. Mehmed’in, büyük Rönesans üstadlarından Michelangelo'yu Topkapı Sarayı’na davet ettiği ve bu davetin memnuniyetle kabul edildiği biliniyor; lakin, bu büyük üstadın ziyareti Papa 5. Nicolas’nın müsadesine takılmış ve gerçekleşememişti. (De Osa, 1982) Yine de aynı dönemin ünlü ressamı Gentile Bellini (Fatih’i resmeden ilk ressamdır) ve madalyon sanatçısı Costanza Di Moysis ( Costanzo Di Ferrara olarak da bilinir) sarayda ağırlanmışlar ve 2.Mehmed tarafından patronize (himaye) edilmişlerdir. Fatih’in batının yaşam tarzına ve sanatına olan ilgisini örneklendirmeye devam edeceğim, ama şimdi şu soruyu sormak gerekiyor: Böylesine büyük bir ‘müslüman’ hükümdarın, İslami inanışın yasakladığı aktivitelere olan ilgisi nereden kaynaklanıyordu?

Vatandaşlara Modern San'atı Nasıl Sevdireceğiz?Vatandaşımızın sokaklara dikilmiş heykellere yönelik saldırganca hareketleri dikkatimi çekiyor. Dikkat çekmeyecek gibi de değil. Daha yenilerde İzmir'de Mozart heykelinin kemanını koluyla birlikte söküp almışlar. Ankara'da da Yüksel Caddesinde bulunan bir takım heykellere oralara takılan bilumum lümpen taifesi yapmadığını bırakmadı. Oraya yolu düşen herkes görmüştür. Caddenin ortalık yerinde dikilip geleni geçeni seyreden meçhul memur heykelinin önce burnu, sonra bacakları kırılmıştı, en son da kökünden sökülüp götürüldü. Neyse ki tamir görüp eski yerine tayin edilmiş. Kenardaki bankta oturan meçhul çiçekçi heykeli, elindeki çiçek buketini çok geçmeden kaybetti. Caddenin Atatürk Bulvarı çıkışındaki meçhul boyacının da sandığını yürütüler. Başka güzide şehirlerimizde bu çeşit vandallıklara daha çook örnek gösterilebilir.
İstanbul üzerinde bir sihirli ışık…
Tarihin sayfalarından fırlamış eğlenceli karakterler. Şekip Davaz,
hokkabazları, zenneleri, köçekleri heykele dönüştürmüş. Gerçek boyda bu heykeller ve hikayeleri 40 hokkabaz


Dünyanın çeşitli yerlerindeki garip heykellerin fotoğraflarını çekip biz insanların huzurlarına sunmuşlar. Geçenlerde, burda yer alan kafasını plazalara kaptırmış, kafasız şehir insanı figürünü gelir-geçer sanat ürünü takipçiliği yapan woostercollective üyeleri canlandırmışlardı.
Yeryüzünde garip olan tek ırk Japonlar değil demek ki.
Milletimizin sokaklara dikilmiş heykellere yönelik vandallıkları dikkatimi çekiyor. Dikkat çekmeyecek gibi de değil. Örneğin, Ankara'da Yüksel Caddesinde bulunan bir takım heykellere oralara takılan bilumum lümpen taifesi yapmadığını bırakmamıştır. Caddenin ortalık yerinde dikilip geleni geçeni seyreden meçhul memur heykelinin önce burnu, sonra bacakları kırılmıştı, en son da kökünden sökülüp götürüldü. Kenardaki bankta oturan meçhul çiçekçi heykeli, elindeki çiçek buketini çok geçmeden kaybetti. Caddenin Atatürk Bulvarı çıkışındaki meçhul boyacının da sandığını yürütüler. Biz bunlara san'ati nasıl sevdireceğiz? Sevdiremeyeceğiz. O zaman bari kırıp dökmelerine engel olalım. Benim bu konuda bazı projelerim var: Tek yol, bu tür umuma açık yerlere konan heykelleri iletken bir malzemeyle kaplayıp, hafiften, hani şöyle çarpacak ama öldürmeyecek kadar, elektrik cereyanı vermektir. Kırmak, dökmek maksadıyla heykele el süren barbarlar cereyana çarpılınca neye uğradığını şaşırmalıdır. Bununla da yetinilmemeli, heykelin içine, heykele el sürüldüğünde harekete geçen bir sesli bir mekanizma yerleştirilmelidir. Bu mekanizmaya konacak ses kayıtları örneğin, cereyana çarpılıp ne oluyoruz diye afallayan vandala yönelik olarak, “Ne oldu? Gücüne mi gitti?”, “Geri bas yakarım!” veya, “El hareketi yapma lan!” şeklinde anlayacağı dilde cümleler olabilir (Bunlar bu dilden anlar). Bu durumda heykeli kırmaya gelmiş barbar kişi, “Bismilayiraamaaniraym! -Cahil olduğu için besmeleyi düzgün söyleyemeyecektir- Heykel dile geldi!” diyerek daha da feleğini şaşıracak, ya can havliyle kaçacak ya da belki imana gelecektir: “Yarabbi san'at nelere kadirmiş, ben bu güne kadar hep sanat eserlerini kırdım döktüm, ama şimdi anlıyorum kıymetini diyecektir. Bu procemi en kısa zamanda belediyeyle görüşeceğim. Hem onlar heykelleri onarma masrafından kurtulacak, hem de nadide san'at eserlerimiz artık hoyratlıktan korunacaktır.
bir ya$ima daha girdim
kumdan, kumdan, kumdan... herşey kumdan... adamlar muhteşem şeyler yapmışlar...bi bu var, bi de bu =)