Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 22dakika.org'da: "Bir dönemin simgesi ''Bizimkiler''"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

yönetmen hakkındaki yazılar:

sadece ön sayfa yazıları gösteriliyor, tümünü görmek için tıklayın
tuttum
16

film-noir'in Günümüz yüzü: neo-noir

\

Kara filmin doğumuna en önemli zemini hazırlayan kuşkusuz ikinci dünya savaşıdır. Savaş Amerikan toplumunun tüm yerleşik model değerlerini altüst etmiş toplumsal yapıyı derinden sarsmıştı. İyi ve kötünün iç içe geçtiği savaş sonrası döneminde Amerika’ya göç eden Billy Wilder, Robert Siodmak, Otto Preminger ve Fritz Lang gibi Alman ve Avustralyalı yönetmenler; dışavurumcu Alman sinemasının etkilerini Hollywood’da taşıdılar.
Dışavurumcu alman sinemasının en önemli ve öncü sayılabilecek filmi “Dr. Caligari’nin Muayenehanesi” bu türün çıkış noktasını oluşturur.
\

Savaş Beyaz Perdeye Yansıyor
Amerika’nın savaş sonrası psikolojisinin ve genel atmosferin sinemaya yansıması kaçınılmazdı. Savaş sona erdiğinde evlerine dönen erkekler pek çok şeyi bıraktıkları gibi bulamamışlardı. Kadın toplumsal hayatta etkin bir rol alıp özgürlüğünü ilan etmişti ve "mutfağa" dönmeye de pek niyetli görünmüyordu. Bunların dışında askerden dönenlerin iş bulabilme endişesi vardı. Amerika o yıllarda kanunu hiçe sayan adamların egemenliğinin sürdüğü, sokaklarda kurşun yağmurlarının esip geçtiği, çetelerin her köşe başında hesaplaştığı bir toplumsal buhran dönemi içindeydi. İşte bu ümitsiz ve karanlık ortam kara filmin doğmasında gerekli olan altyapıyı hazırladı ve tür, bu atmosfer içinde ortaya çıkıp gelişti.

11 ahkam var
tuttum
19

Sinemada Faşizmin Tarihçisi…

resim:profile.myspace.com
resim:profile.myspace.com

Bernardo Bertolucci (16.03.1941- )
Bertolucci, yazar ve sinema eleştirmeni Attilio Bertolucci’nin oğlu. Parma’da dünyaya gelen ve babasının izinden gitmeyi düşünen genç Bertolucci, edebiyat fakültesine yazıldı. Üniversiteye devam ederken yazdığı “Gizem Arayışında” adlı şiir kitabı ile 1962 yılında önemli edebiyat ödüllerinden olan Vieareggio ödülünü kazandı.

Bertolucci ilk yönetmenlik denemesini, 1961 yılında tanıştığı Pier Paolo Pasolini’ye ‘Accatone’ (Dilenci-1962) adlı filmin yönetiminde asistanlık yaparak gerçekleştirdi. Bu işten sonra 22 yaşındaki Bertolucci, yönetmen olmaya karar verdi ve üniversite tahsilini yarım bıraktı. Aynı yıl içinde tamamladığı ilk yapıtı, ‘La Commare Secca’ (Sıska Vaftiz Anası-1962) adlı filminde bir fahişenin öldürülmesi olayını anlatan Bertolucci; bu filmi amatör oyuncularla çekti.

Yönetmen, ikinci filmi ‘Prima Della Rivoluzione’ (Devrimden Önce-1963/64) ile eleştirmenlerin ilgi noktası oldu. Bununla beraber kendi çevresinden kurtulmayı başaramayan, orta sınıf bir gencin öyküsü seyirciler tarafından tutulmadı ve Bertolucci parasal sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Ünlü yönetmen, sinema çalışmalarına bu sebepten ötürü dört yıl ara verdi.

Faşizme karşı 1969-1970 yıllarında çevirdiği iki filmle Bertolucci, İtalyan faşizmini irdelemeye başladı. ‘La Strategia Del Ragno’ (Örümceğin Stratejisi-1969) adlı filmin konusu: Babasına bir faşizm kurbanı olduğunu ve siyasal geçmişinden dolayı öldüğünü düşünerek tapan bir oğul, onun bir hain olduğunu öğrenir. Bertolucci, burada ince ince hesaplanmış bir anlatım yöntemi kullanmıştır. Alberto Moravia’ nın romanından uyarlanan ‘II Confarmista’ (Konformist-1970) adlı filmi ile Bertolucci, kendi ifadesine göre “Faşizmi burjuvazinin bir hastalığı olarak” tarif eder.

44 ahkam var
tuttum
11

PoP ArT...

\

Pop Art deyince akla gelen ilk cevap “popülist anlayış”tır; oysa ki Pop Art imgeleri tematize eder ve hatta hafif bir mizah anlayışı ile bulunma (varlık) sebeplerini ortaya koyarak sorgular. Pop Art, İngiltere ve Amerika’da 60’lı yıllarda ortaya çıkmış sanat akımıdır. İngiliz pop sanatı, Richard Hamilton, Peter Blake, Roger Coleman gibi sanatçılarla tanınır. Amerikan pop sanatında aynı dönemlerde Jasper Johns, Robert Rauschenberg, Andy Warhol, Roy Lichtenstein ve Claes Oldenburg gibi sanatçılar bu tarzı temsil eder.

Pop Art, sanatın her dalı ve günlük yaşam imgelerinin genel anlamda en çok yaklaştığı; gerçek manada ise birbirinin en fazla düşmanı konumunda olduğu bir tarzdır. Kimi zaman imgeleri kimliksizleştirir, kimi zaman ise imgeleri güçlü ironiyle sorgulatır. Gitgide daha fazla büyüyen tüketim çarkı içine fast food’dan tutun da sinemaya kadar birçok marka girer.

60’lı yıllara imza atmış olan Kennedy’nin, “... aya adım atmış olacağız” sözü, televizyonun başına sabitlenen yaşamlar, Nasa’nın deneyleri, yürüyen yollar, galaksiler arası düşler ve başka oluşumlar, beyaz perdede ve çizgi filmlerde yansımalarını bize göstermiştir. Fütüristik bu eğilimler giderek daha bir belirginleşir. Tüketim kültürü dünyayı sarar ve endüstri geleneği ile gelen yaşam kültürünü sorgulayan pop sanatçıları felsefelerini kolâjla anlatırlar. Bu, aslında son derece parlak, renkli, gerçekçi ya da tam tersi düşünen yaşamdan bir kadrajdır.

Claes Oldenberg, Dev hamburger
Claes Oldenberg, Dev hamburger

20 ahkam var
tuttum
40

Kırmızı: Shyamalan’ın Vazgeçemediği…

shyamalan
shyamalan

Uyarı: Bu yazı, niteliği gereği (siz deyin; gözlem, ben diyeyim; kehanet) her ne açıklama altında olursa olsun, ilerleyen satırlarda bir grup filmde geçen birçok detayı, bir genellemeye maruz bırakacaktır. Eğer aşağıda listelenen filmlerden en az birini veya birkaçını izlemediyseniz, bu yazı size pek bir şey ifade etmeyecektir. Ayrıca filmlerin hiçbirini görmediyseniz, yazıyı okuduğunuz takdirde, daha sonra izlediğinizde filmlerden almanız gereken tadı alamayabilirsiniz. Çünkü filmlerle ilgili bazı ipuçlarını burada ifşa edeceğim. Öte yandan, herhangi bir filmi izlemeden önce filme ait bir detayın anlatılmasından hoşlanmayanlardan ya da tahammül edemeyenlerdenseniz, filmlerin büyüsünü bozmamak adına yine bu yazıyı şimdilik es geçmenizi ve belki filmleri izledikten sonra, arzu ederseniz, yazıya tekrar uğramanızı salık veriyorum. Fakat tabii ki; merak da kediyi öldüren bir şeydir. Karar sizin!

Zaten bu yazı da bir merakın peşine düşülerek yazılmıştır. Sebep de; yönetmen M. Night Shyamalan’ın aşağıda bahsi geçen filmlerde ısrarla kullandığını, hayretle tespit ettiğim renktir.

44 ahkam var
tuttum
17

lars von trier

\
2001 yılında cnbce kanalında kingdom diye birbirini izleyen bir yapıt ile farkında olmuştum yönetmenden. Bir hastanede sıradışı olayları sıradışı bir gerilim tarzı ile sunan yönetmen, her bölümü, giydiği smokin ile seyircilere gizemli birşeyler söyleyerek ve enteresan bir şekilde gülerek kapatıyordu. Kingdom' ı izlerken ekranın renginin sarı hakimiyetinde (siyah beyaz değil, sarı beyaz) bir formatta çekilmesine de bir hayli şaşırmıştım.

Daha sonraki yıllarda (2005) Digiturk sinema kanallarının birinde Dogville diye bir başka filme rastladım. Film bir tiyatro sahnesinde oluşturulmuş bir köy ve buraya gelen bir kadının köy halkı ile olan ilişkilerini gösteriyordu ve Nicole Kidman başroldeydi. Çok etkilenmiştim bu yönetmenin sinema dilinden. Şimdi bu benzersiz şahsiyeti tanıyalım...

61 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu