Metre kare başına düşen insan sayısı olarak dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri ...başka söze gerek yok 520 kişi ölmüş gazzede bu güne kadar..tıbbi sevkiyatıda durdurmuşlar ellerinde en sofistike silahlar mevcut.salkım bomba atıyo patır patır ...off yaaa yazacak çok şey var ama ise yaramıyo maleseffffffff :-(
sınırlarını çok öncesinden tecrit ettiği ufacık 1 şehirdeki 1.5 milyon insanı aç, susuz, ilaçsız, elekiriksiz, iletişimsiz bırakarak pes ettirmeyi deneyen, başaramayınca haması takip ayağına soykırım denemesine girişen, dünün soykırım mağduru olduğunu defaatle anlatıp kafa ütülemeye devam eden aq. israil devleti denilen aq. piçkurusu katil sürülerinin havadan becermediğini karadan becermeye çalışması.
siz durun bakalım, 1 gün ben hepinizi becericem ya bakalım o gün ne bok yiceksiniz aq. ibneleri.
Verdiği cevap çok ilginç oldu. Yahudilerin İsrail’de en çok diktikleri ağacın gargat ağacı olduğunu, bunun nedeninin ise bir hadis- i şeriften kaynaklandığını söyledi. “Yahudiler hadis-i şeriflere itibar ediyorlar mı ki” dedim. Etmiyorlar ama yine de içleri rahat değil. Tedbiren de olsa yine de bu ağacı dikmekten geri kalmıyorlar dedi. Sonra Peygamber Efendimizin konuyla ilgili bir hadis-i şerifini okudu.Bahsi geçen hadis-i şerif Sahih-i Müslim’de; “Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek 'Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır. diyecek. Sadece 'gargat' ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır” buyuruluyor. (Kitab-ul Fiten H. 2239).
Fakat izniniz olursa Gazze’de yaşanan son vahşet görüntülerinden de yola çıkarak hadis-i şerifin son cümlesinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz; “Ağaç ve taş dile gelerek, Ey Müslüman, gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır” diyecek.
Demek ki Yahudilerin artık haddi iyice aşmış zulmüne tanıklık etmek ağaçların ve taşların bile deyim yerindeyse canına öyle bir tak edecek ki, sabırları taşacak ve ihbarda bulunmak üzere dile gelecekler. Hadis-i Şerif temel kaynaklarda böyle geçiyor. Birileri rahatsız olacak diye lafı eğip bükecek değiliz. Peygamber Efendimiz söylüyorsa El Hak doğrudur.Siz bakmayın İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamların sadece İslam dünyasında tepki oluşturmuş gibi bir görüntü ortaya koyduğuna� İsrail’in yıllar yılı bölgede uyguladığı ölçüsüz şiddet ve tarih boyu yapıp edegeldikleri fenalıklar tüm dünya ülkelerinde gizliden gizliye öylesine derin bir nefretin oluşmasına zemin hazırladı ki, yabancılarla konu üzerinde biraz konuşmaya başladığınızda hemen fark ediyorsunuz bunu. Kaldı ki dinsel öğretileri ve tarihsel tecrübeleri de buna uygun. Yahudilerin günümüzdeki tutum ve davranışları da bu acıları tazeleyecek türden. Burada ayıplanacak olan durum nefret duymak değil, nefrete neden olacak eylem ve davranışlara göstere göstere zemin hazırlamamaktır. kaynak
israil denen pezemenk piç kuruları ateşi yaktı ama ateş nerde söner o bilinmez.Böyle insan katletmek vahşiliktir.Dünya seyrediyo aşsalık O.çocuğu Usa.ısraile ne istersen yap diyen herkesin bu katlıyamda payı var.Ulan acaba biz Kuzey ıraka girseydik aynen israil gibi sivili,terörısti....... bebelere kadar temizlemek adına!!! ..bir haftada Türkiyeye neler olurdu.Assalık Dünya politikası işlerine geliyö Müslümanlardan kurtuluyo olmak.
‘ONLAR BİZİ İLKEL, VAHŞİ, BARBAR OLARAK GÖRÜYOR’Türkiye’nin en aykırı yazarlarından biri olan Nihat Genç, İsrail’in Gazze’ye saldırısıyla başlayan, Ortadoğu’daki gerginliğin arkasında olup biten gerçekleri analiz etti.
Türk medyasının Ortadoğu’da yaşananlar karşısındaki tutumunu sert bir dille eleştiren Nihat Genç, Avrupa’nın duruşunu yitirdiğini, dünya üzerinde oynanan oyunlara bazı aydınların bilerek suskun kaldığını ifade etti.
İşte Nihat Genç’in yaptığı sert açıklamalar:
“Bütün Baaslar millidir, milliyetçidir, Türkiye’deki Kemalistlere benzer. Bunların karşısına İslami hareketi güçlendirmeye çalışıldı. Irak’ta, Suriye’de, İran’da her yerde... Diyelim ki Filistin’de de El Fetih ve ona benzer sol örgütler çok revaçtaydı. Dünyayı altını üstüne getiriyorlardı. İsrail ve Amerika bunların karşısına İslami hareketi çıkarttı. İslami hareket yeni, büyük bir güç olarak, dün Arap dünyasının umudu Nasr’ken şimdi de İslamcılar olmaya başladı. Afganistan’da çok büyük bir savaş verildi komünizme karşı. Çok sonra Amerika ve İsrail’in elindeki İslam gücü de kaydı. Yani karşı muhalefete geçti. Ters tepti ve ondan sonra Batı dünyası Amerika ve İsrail, artık İslamcılarla savaşmaya başladı. Bu savaşın İsrail’deki karşıtı Hamas’tır. Müslüman kardeşlerin devamı gibi, Mısır’da Müslüman kardeşleridir, Afganistan’da Taliban’dır. Hizbullah gibi örgütlerdir. Ve tabi ki İran devrimiyle yeni bir İslami hareket kendini gösterdi. Batı dünyası şimdi, çok sonradan da İsrail ve Amerika, bütün dünyaya İslamcıların ne kadar rezil, kepaze, barbar, kendi kendini vuran ve İslam’ı bunların üzerinden çok kötü göstermeye başladı. Bütün dünyada, İslam işte böyle vahşidir, canlı bombadır, pistir, sakallıdır, “Bunlar medeniyet bilmez” gibi gösterilmeye çalışıldı. İslami hareketin içindeki Taliban gibi selefi hareketler de, Suud Bedevi geleneğinden gelen medeniyet ve kültür karşıtı hareketler de zaten var. Fakat bunlar şehir hareketi değildi. Nihayetinde Fransa’daki, İngiltere’deki, Amerika’daki gazeteler, artık İslamcılarla oturup İslamcılarla kalkmaya başladı. Bunun en büyük örneği 11 Eylül’dür.
Ve dünya bunlara büyük bir savaş ilan etti. Şeytan ilan edildi bunlar. Ve Amerika bunlarla dost olan, arkadaş olan herkes cezalandırılacak, dedi. Savaş ilan edilince, bütün dünya ülkeleri de bunun çok dışında kalamadılar. Türkiye’deki örneği, işte Hamas’tan birisinin Türkiye’ye gizlice gelip, Türk devletinin alt kadrolarıyla diplomatik bir ilişkiye girişi bile, Türkiye’nin altını üstüne getirdi. “Siz nasıl olur da böyle bir örgütle ilişkiye girersiniz?” diye... Çok sonra Avrupalılar da bu örgütle ilişkiye girdi. İsrail de şaşırtıcı bir şekilde ilişkiye girdi. Derken, bir cümle çok unutulmaya başlandı. Unutulan cümle şudur; “Bu insanlar topraklarını savunuyorlar.” Arap- İsrail savaşında Doğu Kudüs işgal edilmiştir. Golan Tepeleri işgal edilmiştir. Batı Şeria, Gazze şeridi dediğimiz yerler işgal edilmiştir.
İsrail’in buralardan çekilmesi lazım ve toprakları terk etmesi lazım. Birleşmiş Milletler’in hiçbir yasasına ve kararına da uymuyor. Dünyayı da tanımıyor. Elinde de büyük, nükleer güçler var. Abartılmış bir askeri gücüne de, silah gücüne de çok güveniyor. İnsanları dünya tarihinin hiçbir yerinde görülmemiş bir şekilde karantina altına aldı. Televizyonlarda görüyorsunuz, büyük duvarlar çekti. O duvarlardan giriş ve çıkışlar yasak. Aynı bir Kızılderili kampı gibi. Kalem sokamıyorsunuz… Çocuklar okula gidemiyor. Su yok, elektrik yok. İlaç girmiyor, çocuk oyuncakları girmiyor. Oyuncaklar dahil, İsraillilerin denetiminden içeri alınmıyor.
İsrail başka bir şey daha yaptı. Türk medyasını kullanmaya başladı. Avrupa medyasını zaten kullanıyor. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, Avrupa’da büyük bir gücü var. Türkiye’de Milliyet gibi, Hürriyet gibi gazetelerden yazarları, kendilerine hep davet eder, gezdirir, iyi taraflarını göstermek için, iyi ilişkilere girer. Kendi aleyhinde yazanları düşman ilan eder ve onları asla şöhret yapmaz. Ortaya çıkarmaz. Bugün Türkiye’de bir sürü insanın niçin çabuk meşhur olduğunun sebebi, bu tavırdır. Burada görünmez gizli bir el, İslamcılara destek olmayan insanları çok çabuk şöhret eder, ortaya çıkartır. Bu insanlar hiçbir zaman Filistinlilerin toprakları olduğunu, bu toprakları savunmaları gerektiğini, burada nefsi bir müdafaa, milli bir mücadele kavgası verdiğini söylemez. Molla olur, Müslüman olur, Budist olur, Kızılderili olur; insanların ülkelerini, topraklarını savunmaları kutsaldır. Bu Birleşmiş Milletler’de de böyledir, insanlık yasası da budur, vicdan da budur.
Fakat bunları siz de görüyorsunuz, Türk medyasında bunları vahşi, pis, barbar göstermek, İsrail propagandası bu yazarlar üzerinden işlemiştir. Bu yazarlar, hem İsrail, hem de kurulmakta olan Barzani, hem de Ermenistan devletiyle, sürekli batıyla ilişki içinde, Avrupa projeleriyle… Kullandıkları kavramlar basittir. Uygar, çağdaş, batı demokrasisi. Bu kavramları kullanarak, bu topraklarda, her türlü sindirme, yok etme haklarını da ellerinde görüyorlar. Tabi ki demokrasi onlar için. Özgürlük dedikleri şey, onların Nükleer bombalarının özgürlüğü. Bizim özgürlüğümüz, konuşmamız söz konusu değildir. Bizim yazarlarımızın konuşması, yazarlarımızın ülkesinin değerlerini ve kendisini batıya karşı savunması söz konusu değildir. Geldiğimiz şu son noktada hepimiz kendimize, yakın tarihimize, gazetelerimize bakalım: Biz kimden yanayız? Biz insanlık vicdanından yanayız. Kim kimi öldürüyorsa, onun karşısına geçeceğiz. Büyük güçlerin, nükleer silahların karşısına geçeceğiz. Nükleer silahlarla, üç beş yaşındaki çocukları öldürmelerinin karşısına geçeceğiz. Ülkelerini koruyan insanlara yardım edeceğiz, yardım göndereceğiz. Onların öncüsü olacağız. Ama bizim medyamızdaki yazarlar, bunları konuşmuyorlar. Bunları konuşmayarak, bakın etrafımızda neler oldu? Gözümüzün önünde Çeçenistan’da iki ayrı savaşta 400 bine yakın insan öldü. Gözümüzün önünde Bosna’da 200 bine yakın insan öldü. Gözümüzün önünde Afgan coğrafyası ortadan kalktı. Irak beşe bölündü milyonlarca insan öldü. Artık detaylarını döşeyin.
Buralarda bunlar olurken, batı ağzı kullanan, uygar, çağdaş, demokrat kelimelerini çok iyi kullanan, İsrail ve Ermenilere böyle gizli bir fısıltı ya da ne bileyim bir anlaşması olan yazar ve çizerler bunları görmezden geldiler. Bu topraklarda biz öldürülüyoruz, bunu görmezden geliyorlar. Sanki katliam olmuyor, bunlar sanki bir temizlik. Hijyenik, steril, demokrasinin önünü açmak gibi. Biliyorsunuz Cengiz Çandar Bey’ler bile Güneydoğu’da yaptığı bir konuşmada, “Atom bombası Japonya’ya atılmasıydı, Japonya’ya demokrasi gelmezdi” dedi. Yani bu söz, ‘Irak’a bomba atılması, oraya demokrasi getirmek için atılıyor’ anlamı taşıyor. Bunların şöyle bir politikaları vardır. Bu katliam günlerinde, bu insanlar bu konularla çok ilgilenmezler. Spor yazarlar, eften püften olmayan konularda yazarlar. Bu konu gündemini kaybeder, gündemini kaybettikten sonra tekrar vicdan olarak ortaya çıkarlar. Kendilerine bir vicdan bulurlar tarihten, diyelim Ermeni sorunu ya da başka bir sorun, hemen ortaya çıkarlar. Bunlar bana sorarsan telefon reklamlarında telefon satan Cem Yılmaz gibi soyut karakterlerdir. Dünya aslında umurlarında değildir, öldürülen insanlar da umurlarında değildir. İnsanlar katledilir hiç oralı olmazlar. Bunlar, hep ekrana çıkar, aynı lafları tekrar ederler. Aynı telefonu satarlar. Hani çamaşırcı teyze vardır, 30 yıldır çamaşır reklamı yapıyor. “Leke” aynı lekeden söz ediyor. Bunlar soyut insanlar. Bir tarafta çok umursuyorlar dünyayı, kendilerini et ve kemik gibi batının uygar, çağdaş, demokratik dediği düşüncelerinin içinde kabul ediyorlar. Bu düşüncenin dışında kalmış Müslümanları, batı toprakları dışında kalmış herkesi cezalandırmaya çalışıyorlar.
Nasıl cezalandırıyorlar? Son 10 yılda coğrafyamızdan milyonlarca ölü çıktı. Bu ölüleri de ekranlarda bize söyleyecek, tekrar edecek, bir aydın kadrosunu çok hararetli bir şekilde bulamıyoruz. Tabi ki insanlar çok küçük televizyonlarda kendilerini çok marjinal, çok da konuya sahip olmayan ama heyecanlarıyla konuşan insanlar vasıtasıyla, ifade edebiliyorlar. Bu da çok rahatsız edici bir şey. Niye rahatsız edici bir şey? İnsanların duyguları, heyecanları kontrolden çıkıyor ve insanlar marjinalize oluyor. Oysa bu toprağın en değerli yazarları, akademileri, medyası çok daha derli toplu, akıllı, bilgili, bilimsel ve siyaset bilimi konuşarak bu konulara sahip çıkarsa, marjinal insanlar da bu konuda fazla galeyana gelmez, linçvari duygularla bu işi öğrenmezler. Ama ülkenin ana damarını götüren büyük medyası, büyük gazeteleri, büyük yazarları bu konuya sahip çıkmadıkları takdirde, marjinal yerlerde ideolojik bir güç büyüyecek. Bunu İslamcılık de, başka bir şey de. Bu hep böyle de ola gelmiştir. Orhan Pamuk’larımız, Cengiz Çandar’larımız, Taraf gazetelerimiz, ona benzer bütün yazar kadromuz bu konularda, Arapları, Müslümanları, batı dışı topraklarda kalan bizleri, ilkel, vahşi, barbar olarak bir kere karar vermişlerdir. Belki bir iki gün üstün körü bir kınama yaparlar. O kınama lafın gelişi gibi, ileride vicdanlarına dair bir şey sorulursa, “Söylemiştik.” gibi bir şey olur. Sanıyorum bu günlerde en zor olan şey, “İnsanlık nerede duracak?” sorusudur. Ben size söylüyorum; Avrupa duruşunu kaybetmiştir.”
copy paste'le kirletmeyin şu blogları yahu. yorum yapacaksanız yapın, yok uzun alıntı yapacaksanız link verin. milletin okuduğunu mu sanıyorsun 10 sayfalık alıntıyı. bana ne, ne olduğuna bile bakmadığım yazıdan. merak etsem sitesinden bakarım ben. kendi yorumunu yaz. saçmala istersen ama kendi yorumlarını ekle.
Sana ne, kirleten kirletiyor zaten buraları salak düşünceleri ile... Anlayan anladı...
milletin okuduğunu mu sanıyorsun 10 sayfalık alıntıyı
belesh DİYOR Kİ, (05 Ocak 2009 09:40)
o kadar pişmanım ki zamanında tıp yazmadığıma...
Haklısın keşke hepimiz dr. olabilseydikde yardım edebilseydik...
Ama ben yapamazdım dr.'luk içim dayanmaz...
Ben eczacı olmak isterdim.Raftaki bütün ilaçlarımı gönderir tekrar alırdım ecz için...
ben eczacıyım bütün rafı yollarsam burdaki elemanlar aç kalır. o bakımdan yollamıyorum.
yahu sanki bakkaldan elma alıyor en az 100 kaat tutar yeniden alması. ne yaptın sen.
"akoni DİYOR Kİ, (07 Ocak 2009 23:40)
ferplexfol eczacı olmadığı için, yok olan ilaçları dağıtmak kolayına gelmiştir.."
Bu ne demek şimdi...Kolayıma gelmez sadece bir dilek...Yapmak isteyeceğim birşey...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.